ZİNDANDAN CENNETE

من السجن الي الجنة
ZİNDANDAN CENNETE-ubeydullah arslan
(Zindandan cennete giden bir yolcunun tarihten damıtarak süzdüğümüz hayatından gerçek bir yaşam öyküsü)

Bağdat,
Mevsim sonbahar.

Ağaçlar yaprağını döküyor,
sıcaklar uzaklaşıyordu.

Bağdat zindanının
karanlık çehresi aydınlanıyor,
gece artık  sırtını yavaş yavaş gündüze doğru dönüyordu.

Şafak sökmeye az kalmıştı,
Gün yine acı ve tehditle başlayacaktı.

Hücre, ıssız bir baraka gibiydi.
Karanlık, Rutubetli, Nemli, havasızdı.

Demir Parmaklıklar her yeri kuşatıyor,
tutsakların seslerinden başka bir ses işitilmiyordu.

Güneş aylardır hücresine girmemiş,
Onun güzel yüzüne hasretti.

Hücrenin kokusu insanın burnunu acı acı yakıyordu.
Yiyecek ve içeçek olarak, kuru ekmek ve sudan başka bir şey yoktu.

Ebu Abdullah,
O gün ve her zaman ki gibi,
ezandan önce uyandı,
gece namazı kıldı,
çokça dua etti,
istigfarda bulundu,
ilmi mutalasını yaptı,
eliyle hadisler yazdı.

Kuran ve el yazması kağıtlarını, gözü gibi koruyordu.
Dünya zindanında olsa da,
kuran ve sünnet ışığında yaşadığı için mutluydu.

Dünya cennetini yakalayan yüreği,
tattığı acıyı cennete çevirmişti.

Hayata
hep pozitif bakmayı
kurandan ve sünnetten öğrenmişti.  
Yaşadıkları ve yaşayacakları kaderdi,
kaderden kaçış yoktu,
O halde ona küsmek yerine rıza duymak gerekirdi.

Yıllarca fitnelerden geçirildi,
Tehdit edildi,
Dövüldü,
Ama asla iman ettiği kuranın ve sünnetin tertemiz yolundan ayrılmadı.

Bu sefer zindana halku’l Kuran/Kuran mahluk değildir dediği için atılmıştı.
Beyaz uzun sakalı ve derin sünnet ilmiyle gönüllerin sultanıydı.

Zindanda,
Kuran okuyor,
hıfzında ki hadisleri tekrarlıyor,
yakındaki tutsaklara ilim öğretiyor,
sabrı aşılıyor,
sünnetin hüccetliğini delille ortaya koyuyordu.

Kader onu zindana düşürmüştü,
O ise, isyan etmek şöyle dursun sürekli hamd ediyordu.

Muhafızlar gülerek
gaddarca bağırarak hücresinin önüne geldi,

-Ya Ebu Abdullah kalk hazırlan, kırbaçlanacaksın.

Korkmadı,
alnı dik,
sessiz bir şekilde sabır içinde yürüdü.

Önce şöyle bir yüzlerine baktı,
Emir kuluyuz diyen bir yüz gördü.

Gaddarlar koluna girerek dışarı çıkardı,
Uzaktan temiz bir hava ve güneş ışığı geliyordu,
yaklaştıkça temiz havayı ve güneşe duyduğu özlemi hissetti.

Dışarda büyük bir kalabalık vardı,
kafasını kaldırdı,
insanlar kalabalıklar içinde ona bakıyordu.

sonra gözünü güneşe çevirdi baktı,
Güzel varlığın büyük bir nimet olduğunu hatırladı,
güneş de sanki,
mükemmel görünümüyle adete kendisini selamlıyordu,  

iki elini açtı
Rabbine dua etti,
Ya Rabbi şu güneş gibi kabrimi de aydınlat dedi,

gaddar muhafızlar meydanda
halkın gördüğü bir alanda elini kolunu bağladı,

kırbaçlar hazırlandı,
o esnada bir ses işitti,

Ses, Allah sana rahmet etsin diyordu,
sesin geldiği yöne baktı,
Bu kimse,
ebu heysemdi.

tevhidi,
sünneti,
ilimle din öğrenmeyi öğrettiği meşhur hırsız, yankesici ebu heysem idi.

hemen onu selamladı ve tebessüm etti.
Zindanda tanışmışlardı ebu heysem ile,

Ebu Heysem,
Yankesicilik ve hırsızlıktan içeri atılmıştı,
Halk ondan çok çekmiş,
artık usanmıştı.
Bir hırsızlık olduğunda ilk akla o gelirdi.

Ebu Abdullah,
Ona hakkı öğretmiş,
tevbe etmesi gerektiğini söylemişti.

Ebu heysem onun ilim, takva, vera, ahlak güzelliğine
hayran kalmış sözünü dinlemiş tevbe etmişti, 

Günlerce Ebu Abdullah’ın,
dizi dibinde oturmuş, ders almış, ayet ve hadis ezberlemişti.

Ebu Heysem her geçen gün ilmini, takvasını, tevbesini artırıyor,
çıkacağı günü sayıyordu. 

Onu da kırbaçlamak için getirmişlerdi.
Ebu Abdullah’dan sonra o kırbaçlanacaktı.

Muhafızlar Kırbaçları yavaş yavaş sallamaya başladı.
Ebu Heysem gür bir sesle bağırdı.

-Sabret ey İmam, sabret,
Ben kayıtlara göre 18 bin kırbaç yedim sabret,
Ben kırbacı küfür, şirk, hırsızlık, yankesilik,
yüz kızartıcı suçtan yedim,
Sen ise Rabbinin kuranını ve Sünnetin hıfzını gerçekleştirmek yolunda kırbaçlanıyorsun sabret,
Allah yolunda kırbaçlanmak çok güzeldir,
bak şimdi ben yankesicilikten kırbaç yiyeceğim sabret ey güzel imam.

Ebu Abdullah,
Ebu heysem’in yüzüne baktı
Sıcak bir tebessüm etti,
Selamladı,
sonra
Arkasını döndü,

Muhafız kırbacını salladı,
Atılan her kırbaç sırtında iz yapıyordu,
Kanatıyordu,
Acısı büyüktü,
Kırbacın izi acı acı yakıyordu,

Buna rağmen,
asla ağzından bir isyan içerikli bir söz çıkmıyordu.

Dua ediyor,
istiğfarda bulunuyor,
hafızasına kayıt ettiği ayetleri ve binlerce hadisleri tekrarlıyordu.

O kırbaçlara aldırmayacak
kadar yüce bir direniş ve sabır örneğiydi.
Bembeyaz sakalı darmadağınık olmuş,
Beli bükülmüştü, Nefes nefese kalmış,
Sürekli affolunmayı diliyordu
Nurlu yüzü yorgunluğu derinden belli ediyordu
Dili zikirli idi.
Şu ayeti sık sık okuyordu
İnne batşe rabbike leşedid.

Ebu Heysem:
“Ebu Abdullah sabret,
Rabbine sığın, sen Allah yolundasın, ben yüz kızartıcı yolda kırbaçlanıyorum diyordu.

Muhafızlar şerefli imamı çok perişan etmişlerdi,
Sırtı kıpkırmızı olmuş, kanıyordu,

O ise tebessüm ediyordu,
Aldırmıyordu dünyanın çilesine ve kırbacına,

Allah’ın zebanilerinden daha çok korkuyordu,
O günün şiddetinden daha çok titriyordu.

kırbaçlanma bitmişti.
Kolundan tutuldu,
Hücresine götürüldü,
Yarasını talebeleri tedavi etti,
O her zaman sabredin şüphesiz ki sabrın sonunda cennet vardır diyordu,

Nihayet uzun bir zindan acılarından sonra cennetine kavuştu.
Zindandan cennete giden bir yol buldu,

Sizin
zindandan cennete doğru giden bir yolunuz var mı?
Hayatınızda,

Siz
tatdığınız acıyı cennete doğru çeviriyor musunuz?

Siz
onun gibi sebat ve sabır örneği olmak yolunda neler yapıyorsunuz?

Siz
hiçbir ebu heyseme gibi birine tevbeyi sevdirdiniz mi?

Hiç ebu heysemlere tebessüm ettiniz mi?

Elinizi açıp dua etmeyi düşündünüz mü?

Her anınızı ibadete, her acınızı saadete, her yaşamınızı Allah’a adadınız mı?

Adayın adayın,
Allah’a adanın, Kaybetmezsiniz :)

Ebu Abdullah’ın
kim olduğunu bilmiyenlere
hatırlatmakta fayda var sanırım, 
O İmam AHMED BİN HANBEL’DİR.(r.h.) :):).)

*************

Ebu Abdullah
sabret, Rabbine sığın, sen Allah yolundasın,
ben yüz kızartıcı yolda kırbaçlanıyorum :).)

iki elini açtı
Rabbine dua etti,
Ya Rabbi şu güneş gibi kabrimi de aydınlat dedi, :):)

Selam sünnet imam’ının ve yolunda seyredenlerin üzerine olsun.

iki elini açtı
Rabbine dua etti,
ya Rabbi şu güneş gibi kabrimi de aydınlat .

Rabbim kabrinizi güneş gibi aydınlatsın….sizlerin……selametle…..    :):)

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !