AKİDE'DE CEHALET ÖZÜRDÜR.

 

 

Tevhidde/akidede Cehalet özür müdür?

Ubeydullah arslan:
Hamd Allah'a, salat ve selam rasülüne, ashabına olsun,

Tevhid/akide konularında Cehaletin özürlüğü hususunda alimler iki görüş belirtmiştir.

1-Cehalet özürdür,
2-Cehalet özür değildir.

Akidede/tevhidi konularda cehalet, özürdür.
Çünkü akide/kader/tevhid konusunda
avamın anlaması çok güç konularla beraber, gizli kalabilecek konular olabilir, bu konuları ancak; alimler anlayabilir,

örneğin müslim'in rivayet ettiği bir kıssada,
ölümü yakınlaşmış bir insanın ölünce bedeninin yakılmasını istemesi, böylece ALLAH'IN BEDENİ NASIL YENİDEN TOPLAYACAĞINI GÖRMEK İSTEMESİ, ölünce de yakılıp Rabbinin huzuruna çıktığında neden bunu yaptın denildiğinde "Ya rabbi senin korkundan bunu yaptım" demesi, Allah'ın onu cehaletine rağmen affetmesi meşhurdur, delildir.

Oysa ki, Allah'a, rasülüne, ahirete,
yeniden dirilişe iman eden herkes
bunun Allah için çok kolay olduğuna iman eder.

Bu adam bu hususta cahildi,
buna rağmen Allah affetti.

Bu hadis, açıkça tevhid, akide, iman konularında cehaletin özür olduğuna aşikar bir delildir.

Yine bugün bir çok insan,
Kuburiyyun/kabir tapıcılarının,
şirk koşanların,
bidatçilerin,
sünnet inkarcılarının,
sapık mutezile hocaların elleriyle,
islamı yaşamaya başlamaktadır,
bu hidayete erenler,
onların doğru yolda olduklarını sanmaktadır,
işte bu kimseler mazur kimselerdir,
yani özürlülerdir.

Bunlara hüccet tebliğ edilmemiştir.
Hüccetin tebliği yetmez,
HÜCCETİN FEHMİ GEREKLİDİR.

BAZI DOSTLAR BUNDA HATA EDİYOR,
ben delili ve sahih akideyi aktardım demektedir,
ama bu yeterli değildir,
ona fehmettirmek/anlamasını sağlamak GEREKİR.

Din,
beyan edilmeli, fehmettirilmeli,  neticeye göre davranılmalıdır.

Kime şirk açıkça beyan edilir,
anlaşılması sağlanırsa, bundan sonra inkar eder veya yüzçevirirse, kafir olur.

ÖRNEĞİN,
KUBURİYYUN/kabir/mezar/türbe tapıcıları
çeşitli yerlerde Allah'a şirk koşuyorlar,
kimileri RABITA yapıyor,
yani Allah'dan istemesi gerekeni şıhtan/ölmüş salihten/türbede yatandan istiyor,
bunlara KAFİR/MÜŞRİK DEMEK SAHİH DEĞİLDİR.

Bu kimselerin mücerred işledikleri bu şirkleri,
onları dinden çıkartmaz, 
bu kimselere hüccet ikame edilmeli,
yaptıklarının ayet ve hadis ışığında anlatılarak
şirk olduğu bildirilmeli,
tevhidin hakikatı ve onu bozan halleri hatırlatılmalıdır.

Bu tebliğ, hüccet, beyan gerçekleşmeden
müşrik demek asla selef imamlarının YOLU veya tasdiklediği bir emir değildir.

Şunu iyi ezberleyelim, lütfen,

DİNDE ASIL OLAN DİNİN/tevhidin/akidenin ASLINI,
HAKİKATINI,
SAHİHİNİ BEYAN ETMEKTİR,

BEYAN OLMADAN,
HÜCCET GERÇEKLEŞMEZ,
HÜCCET OLMADAN DA HÜKÜM GERÇEKLEŞMEZ,

Bu konuya özenle dikkat etmek gerekir,
özellikle dini seven ve hizmet etmek azmiyle hareket eden çok samimi genç müslümanlar acele etmemeliler.

 وما كان الله ليضل قوما بعد إذ هداهم، حتى يبين لهم ما يتقون
Allah bir kavme korkmaları gerekeni beyan edip açıklayıncaya kadar hidayet verdikten sonra onları saptırmaz,

Ayet, bir kavme ilkin hidayet yolunun, tevhid gerçeklerinin fehmettirilmesi gerektiğini haber verir.

فلا تجعلوا الله أندادا وأنتم تعلمون
Bildiğiniz halde Allah'a ortak koşmayın.
Yani size hüccet, tebliğ, davet ulaşıp, sonra da taptığınız, yöneldiğiniz varlıklarında batıl olduğu fehmettirildiği halde ona ortak koşmayın demektir.

Muhammed bin abdulvahhab'ın,
"Abdulkadir ve Ahmed el-Bedevi'nin putuna tapanı görsek de tekfir etmeyiz" sözü bu anlamda bir sözdür,

Bu durum hüccetin, tebliğin ulaşmadığı kişi için geçerlidir.  yoksa faziletli şeyhler; puta tapanların tekfirinde şüphe ederler mi? 

O halde tebliğ/hüccet fehmettirilmeden bir kimseye kafir-müşrik demek caiz değildir.

Böylece Cehaletin özür olduğu da bu ayetler ışığında muhtasar olarak ortaya çıkıyor.

Bizler hüccet ve davet ehliyiz, dilimizle hücceti çabamızla daveti götürmeliyiz.

vesselam,

 

 

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !